04 Temmuz 2009 Cumartesi

-Açıklayabilseydim bile...

Müze gezerken şimdiye kadar tam olarak ifade edemediklerimi, genellikle aslında 'ne'yi - müzede objeler içinde bir obje olarak varlığım denebilir - merkeze aldığımı, zamanında J.D. Salinger "Çavdar Tarlasında Çocuklar" adıyla dilimize çevrilen kitabında gayet güzel anlatmış.

Parçanın en güzel kısmı sonu... ama baştan sona kadar okumadan da tam-anlamlı değil :)

"...En iyisi de, o müzede, herşeyin her zaman tam olduğu yerde durmasıydı. Kimse yerinden kıpırdamazdı. Oraya yüzbin kez gidebilirdin ve o Eskimo hala o iki balığı tam o anda yakalamış olurdu, kuşlar hala güneye doğru yolda olurlardı, geyikler, o güzel çatallı boynuzlarıyla ve güzel, sıska bacaklarıyla, hala o delikten su içiyor olurlardı, ve o çıplak göğüslü yerli kadın hala o aynı battaniyeyi dokuyor olurdu. Kimse farklı olmazdı. Tek farklı olan sen olurdun. Şu kadar büyümüşsün falan diye de değil. Ondan değil, tam olarak. İşte, öyle, Farklı olursun, o kadar. Bu sefer üstünde palto olur. Ya da, bir önceki sefer sırada eşleştiğin çocuk kızıl çıkarmıştır ve yeni bir eşin vardır. Ya da sınıfı bayan Aigletinger'in yerine geçen bir başkası götürmektedir. Ya da annen ile babanın banyoda tutuştukları müthiş bir kavgayı işitmişsindir. Ya da biraz önce sokakta su içlerinde benzinden gökkuşakları olan birikintilerden birinin yanından geçmişsindir. Demek istiyorum ki, bir biçimde "farklı" olurdun. - ne demek istediğimi açıklayamam. Açıklayabilseydim bile, bunu yapmak içimden içimden gelir mi, pek emin değilim."

J.D. Salinger, The Catcher In The Rye, 1951, Ch. 16

-maykıl ceksın

Micheal Jackson’ın ölüm haberi dünyaya duyurulurken ben bir otel odasında, karanlıkta keyifsiz uzanmış, kayıtsız bir halde tv’ ye bakıp tatsız birşeyler düşünüyordum. Sesi kısıktı, altyazıyı okudum, kayıtsızlığımdan ve düşüncelerimden sıyrılıp doğruldum. Geçicilik duygusunun ardından değişimin ortasında kalakalma duygusu hızla geçti içimden. Ve ne bileyim, sanki Michael Jakson’ın ölmesi demek, bilim kurgu filmlerindeki gri yaşama daha da yaklaşmak demek gibi...

Popüler kültürün en şatafatlı, en yetenekli kahramanıydı O. Bizi eğlendirmek için keşfedildi, sunuldu, efsaneleşti ve ne acı ki sonra yine bizi eğlendirmek için utanç içinde bırakıldı. Ama hep vardı. “Efsane” sözcüğünün “efsun” sözcüğüyle yakınlığı kitlelerin ona ilişkin duygusunu iyi anlatıyor gibi geliyor bana. Sistem denen şey, hep yaptığı gibi öne sürmüş ve “benim yeter diyeceğim zamana kadar şunları biraz oyala” demişti, bu anlamda yükselişiyle de çöküşüyle de gerekeni yaptı. Benim kahramanlarımdan değildi ama varlığı, hızla değişen dünyada benim için sevimli bir aynılıktı.

Hakkında yapılan suçlamalara hiçbir zaman inanmamıştım. Sadece çocuksuydu ve genellikle üniformadan bozma apoletli ya da gangster tarzı takım elbiseli sahne kostümü seçimleri de güçlü olma arzusunun dışa vurumu gibiydi. Filmleri çok seviyordu, hayalleri ve sürprizler yapmayı...

Ölümünden iki gün önce çekilmiş son prova görüntülerini gördükten sonra yazıyorum bu yazıyı. “Evden uzakta” modundayken aldığım ölüm haberinden beri tam olarak “ne olduğunu anladığım an” oldu provalardaki görüntülerini seyretmek. Ve düşünmeden edemedim; severdi ya şaşırtmayı, filmlerdeki masalsı havayı;

Belki de herkese kıs kıs gülüyordur bir köşeden ve yeni konserlerinin provalarına bilmediğimiz bir yerde devam ediyordur? Kızılır mıydı ona birden ortaya çıksa? İlahi Michael, ödümüzü patlattın meğer ne severmişiz seni, denir miydi?

bence böyle bişeyler olacak birgün, onunla ilgili böyle düşünmek istiyorum, bu daha iyi, böyle kalsın.

03 Temmuz 2009 Cuma

-Ağaçlar diyarından izlenimler

Rüya gibi bir yolculuk sona erdi. Rüya; çünkü şimdi, gitmeden önceki yerimde, aynı masada oturuyorum ve buradan bakınca gezi boyunca tüm bulunduğum yerler ve gördüklerim sanki sadece seyrettiklerim:

Gemiler vardı ve yağmurlar yağdı...


En nefes kesen yer Zigana’daydı, bir gece kaldık. Öyle ki orayı gördükten sonra, gezi boyunca gördüğüm hiçbir yeşillik beni Zigana kadar etkileyemedi. Ağaçlar diyarı bir yerdi, sessiz, sakin, bilgelik dolu...


Hayatımda, defalarca gördüğüm halde hala görünce gözlerime inanamadığım “gemiler” gibi şaşkına döndüğüm şey yine denizden geldi: yunuslar...

Gün batımına doğru hoplaya zıplaya uzaklaşan iki yunus gördüm İnebolu’da… ve mucize gibiydi çünkü kıyıya çok yakındılar, deniz demek nasıl derindi...

mucizeyi görünce birden koşma geldi bana :) kafasını kuma gömmüş, en güzel aşınmış taşı arayan kardeşime doğru, ona da göstermek için... Güneş batana kadar tekrar görür müyüm umuduyla dikildim kaldım orada. Sonra otele dönerken denizkızı görmeyi ummak da böyle bir şey herhalde diye düşündüm.

***

Karadenizin, kıyıdan yükselen dağlık coğrafyası nedeniyle, şehirleşmiş yerlerinde "denizi gören ev"de oturmak işten bile değil…

Fakat maalesef 10 ve daha da çok katlı gökdelensi apartmanlarla elde edilmiş bu manzara mülkiyeti… Eğri oturup doğru konuşmalı; İstanbul’a bakınca zaten her şey ortada ama taşraya gidince de aynı sonuç apaçık ortada: Bu toprağın insanında estetik bakış gelişmemiş.Tarih mirasının ve doğal güzelliğin karşısına geçip uzaktan bakabilme olanağının nasıl bir servet olduğu anlaşılamıyor.

Sahip olmak değil, üstüne oturmak değil, sadece seninle birlikte yaşama imkanı ver onlara…

Olamıyor, çünkü zamanda asırlar kadar geriye gidilmesini gerektiren bir durum var: Tek tek insani çabalar dışında, bu topraklarda insanla kardeş, doğayla özdeş olma diye özetleyebileceğim bir bilgi doğmamış, doğmuşsa da gelişememiş.

En çirkinleşmiş yer Trabzon'un merkeziydi. Görünüşe göre Rize’de takip ediyor onu. İnsanların çoğu türbanlı, çember sakallı bu iki şehirde. Onlar için şu bildik "bugün Allah için ne yaptın" sorusu, insanlık mirası için ne yaptın sorusunu da içermiyor mu acaba?

Görünen o ki, Karadeniz bundan yirmi yıl sonra iyice budanıp betonlaşacak mavi-yeşil bir diyar... Henüz gidip görmediyseniz ilk fırsatta gidin ve Zigana'yı görmeden dönmeyin.

19 Haziran 2009 Cuma

-köklere doğru...

yine yolculuk...
bu defa köklere, ana-babamın ailelerinin doğup büyüdüğü yerlere doğru...
Karadeniz yolculuğu...
Amasyadan başlayıp oradan Batum'a kadar uzanıp sonra kıyıdan geze geze :) istanbul'a döneceğiz. Günlerdir yaz tatilinden bıkıp okulların açılmasını bekleyen çocuklar gibi şenim!
karadeniz deyince aklıma ilk gelen aniden bastıran yağmurlar, sağanaklar..
valizime yağmurluk koydum, ki benim en sevdiğim kostüm :)
"Batman" için o afili kara kıyafeti neyse bana göre de yağmurluk öyle... Eee, her kahramanın kostümü kendine göre...
üç kitap,
mp3 çalarda "sakineler" adıyla klasörlenmiş bir sürü yolculuk şarkısı,
gördüğümü unutup kahrolmamak için fotoğraf makinesi...
yepyeni ve iyi fikirlerle dönüşmek ve görüşmek üzere...

16 Haziran 2009 Salı

-GDO'suz Ürün Veri Kılavuzu

Böyle yuvarlanıp gidiyoruz iyi de bu genetiği bozulmuş gıdalardan daha önemli bir gündem maddesi tanımıyorum ben. Şimdi "biyogüvenlik yasası" da mecliste biliyorsunuz. bir de ismi güvenlik değil mi ya, "1984" 'e yine selam edilmiş heralde böylelikle.

Nette gezinirken GDO'suz Ürün Veri Kılavuzu diye çeviri bir yazıya rastladım. Center for Food Safety and Institute for Responsible Technology tarafından "NON-GMO SHOPPING GUIDE- How to avoid foods made with genetically modified organisms (GMOs)" adlı ABD vatandaşları için hazırlanmış broşürün Türkçeye çevrilmiş şeklidir.Ben kısaca aldım, tam metni okumak isteyenler buraya bakabilirler.

“Bilindiği üzere ABD, dünyadaki GDO'lu ürünlerin en çok üretildiği ve tüketildiği ülke olup, Amerikan halkının büyük bölümü bunları tüketmek istemediklerini, satın aldıkları ürünlerin GDO'lu olup olmadığını bilme hakları olduğunu savunmaktadırlar. ABD hükümetleri ise, biyoteknoloji şirketlerinin çıkarlarına ters geleceği için etiketleme uygulamasına geçmemekte ısrar etmektedirler.
Tüketicilerin yaşamları için gereksinim duydukları besin maddelerinin sağlık ve güvenilirliklerini
sorgulama haklarına, gıda egemenliklerini koruma haklarına saygı göstermeyen hükümetler karşısında, dünya ülkelerinin duyarlı sivil örgütleri bu görevi üstlenmektedirler.

ABD'ndeki Tüketici Örgütleri, Bilim ve Sağlık Örgütleri, Organik Çiftlikler ve Çiftçi Örgütleri başta olmak üzere sivil toplum kuruluşları, GDO'ların sağlık, tarım ve ekolojiye olumsuz etkileri nedeniyle dirençgösterdikleri GDO'lu Gıda Ürünlerini bu tip broşürler ile teşhir etmektedirler.

Genetik Mühendislik ya da Genetik Modifikasyona Uğratılmış Gıdalar, laboratuar şartlarında gıda için kullanılan bitkilerin ya da hayvanların DNA'larının içine çeşitli genlerin yapay olarak aktarılmasıyla oluşurlar. Bunun sonucunda GDO olarak adlandırdığımız Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar meydana gelir.

GDO'ların üretim aşamasında, bakteriler, virüsler, böcekler, hayvanlar ve hatta insanlardan gen aktarımı yapılmaktadır. Çoğu Amerikalı, "GDO etiketi" olduğu takdirde bu besinleri tüketmeyeceklerini söylemesine rağmen diğer endüstrileşmiş ülkelerin tersine ABD hükümetleri etiketlemeyi zorunlu kılmamıştır.

Bu GDO’suz Ürün Alışveriş Klavuzu satın aldığınız gıdalar hakkında bilgi edinme hakkınızı hatırlatmak ve GDO’lu ürünleri tanıma ve onlardan sakınma konusunda size yardımcı olmak için tasarlanmıştır.

Genetiği değiştirilmiş organizmaları kullanan markalardan nasıl kaçınılır?

GD ürünlerden kaçınmanın ipuçları:

1- Organik Ürünler satın alın. Sertifikalı organik ürünler GDO içeremezler. Yani, "%100 organik" ,"organik", "organik içeriklidir" etiketi taşıyan bir ürün satın aldığınızda, bu ürünün GDO'lar ile üretilmiş olması yasaktır. Örneğin, " organik içeriklidir" etiketli bir ürün % 70 organik içerikli olsa dahi, %100 GDO’suz olmak zorundadır.
2- "GDO’suz" etiketi arayın. Şirketler gönüllü olarak ürünlerini "GDO’suz" olarak etiketleyebilir. Örneğin "GDO’suz" ve "Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar Kullanılmadan Üretilmiştir". Bazı ürünlerde ise sadece tek bir riskli içeriğin, örneğin "Soya Lesitin"in, GDO’suz olduğu
belirtilir.
3-Riskli içeriklerden kaçının. GD herhangi bir mahsul içeren tüm ürünlerden kaçının. Çoğu GD içerikli ürünler dört büyükler ile üretilmiştir: Mısır, Soya Fasulyesi, Kanola ve Pamuk. Genetiği Değiştirilmiş dört büyükler içeren gıda ürünlerinin bazıları aşağıdaki gibidir:

Mısır içerikliler:
- Mısır unu, yağı, nişastası, gluteni, şurubu
- Tatlandırıcılar: fruktoz, glikoz, dekstroz
- Modifiye edilmiş gıda nişastası
Soya içerikliler:
- Soya unu, lesitini, proteini, isolat ve isoflavonu
- Bitkisel yağ ve protein
Kanola içerikliler:
- Kanola yağı
Pamuk içerikliler:
- Pamuk yağı

4-Bu klavuzda listelenen ürünleri satın alın. Alışveriş sırasında bu kılavuzu yanınızda bulundurun. Alışveriş çantanızda ya da arabanızda saklayın.

GİZLİ GD İÇERİKLERİ
İşlenmiş ürünler "organik" ya da "GDO’suz" ilan edilmedikleri sürece çoğunlukla gizli GDO barındırırlar. Aşağıdaki içerikler GDO’lar ile üretilmiş olabilir.

Aspartam, B12 Vitamini, Bitkisel katı yağ (margarin), Bitkisel sıvı yağ, C vitamini (Askorbik asit)Dekstrin, Dekstroz, Diasetil, İnvert şeker, İsoflovon, Kabartma tozu, Karamel, D igliserit,E vitamini, Fenilalanin, Gliserid, Gliserin, Glisin, Glukoz,Glutamat, Glutamik asit,Gluten,Hemi selüloz, İnositol, Laktik asit,Lesitin,LisinGliserol,Maltodekstrin, Maltoz, Mannitol,Mısır gluteni,Mısır nişastası,Mısır şurubu,Mısır yağı,Modifiye nişasta,Monosodyum glutamat,Nişasta, Oleik asit, Selüloz, Sıvı yada kristalize fruktoz,Siklodekstrin,Sistein,Sitrik asit,
Sorbitol, Soya lesitini, Soya proteini, Soya unu, Stearik asit, Tofu, Trigliserit

Bu kılavuz, genetik testlere değil şirketlerin demeç ve bilgilerine dayanır. "GDO’suz" etiketli ürünler üretim aşaması süresince GDO’lu ürün kullanılmadığı anlamına gelse de, GDO doğal yollarla; polen yolu ile, rüzgar ve böcekler ile tohum bozulması yolu ile ya da insan hatalarıyla yayılabilir. Yani ürünlerin yüzde 100 GDO’suz olma garantisi yoktur.

GDO’lar hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak için Feffrey M. Smith'in "Genetic Roulette: The
Documented Health Risks of Genetically Engineered Foods" ya da Andrwe Kimbrell'in "Your Right to Know: Genetic Engineering and the Secret Changes in Your Food" isimli kitaplarından
faydalanabilirsiniz.”

Daha fazla bilgi için: www.centerforfoodsafety.org ve www.HealthierEating.org.
NON-GMO SHOPPING GUIDE- How to avoid foods made with genetically modified organisms (GMOs) Center for Food Safety and Institute for Responsible Technology

Konu hakkında türkçe sayfalar: gıdaraporu.org , buğday.org , GDO'ya Hayır Platformu