İŞ GÜNLERİ “Püriten çalışma ahlâkının özdeyişlerinde sergilenen erdemin (Work while you work, play while you play / This is the way to be cheerful and gay), iktisadî amaçları meşrulaştırmak dışında fazlasıyla bulanık oluşuna dikkatleri çeker. Sahi, oyunsu niteliklerinden arıtılmış, kuru ve tekdüze bir çalışmanın kişi için değeri ne olabilir ki? Yaşamın ciddiyetinden yalıtıldığında kültür-eğlence endüstrisinin şablonlarınca kolayca belirlenebilen zevk ve hazların da, çoğu durumda aptallık sergilemeleri yanında, kişiyi zenginleştirme yönünde hiç bir anlamı yoktur. Gerçekte bu türden boş zaman dolduran eğlence faaliyetleri, bireyin çalışma saatleri sonunda tükenen işgücü pilini yeniden şarjlamaya yöneliktir.”* Otobüs bekle yine kaçırdın, yak bi sigara, bitince gelsin, amin.
uyan beş dakika daha, uyan artık, beş dakka d.. uyan!
yüzünü yıka yine aynı surat, gözaltlarım…akşam eve gelince direk yatıcam, uyku.. uyku..
kahvaltı yı sittiret, poğaça alırsın, otobüs kaçacak hadi!
Bekle bi sigara daha, gelmeyen otobüslerin kansere yol açması
Kentkartı bas “bakiyeniz yetersiz!” ne zaman bitti bu? arka cebinde hazır ettiğin bozukluğu ver şoföre, geç.
Aynı müzikleri dinle yeni şarkılar keşfetmeli
Aynı yüzleri izle kimbilir hangi eller tutundu şu pas kokan tutunduğum yere? arkamdaki kim?ha neyse kadınmış... hah bundan sonra durak yok, şoför basar gider artık…
Aynı yollardan geç deniz kıyısı yollardan gidilseydi keşke işe… işte yine yeşildere yorgun evler denizi… görülecek bir şey yok, her şey aynı, indir başını, okumaya devam…
Aynı durakta in işe konsantre oldum mu? kaç adım var indikten sonra işkapısından geçmeye… mesai zaman henüz başlamadı bile: 00.00
Günaydın… günaydın naber… günaydın… günaydınlar başarıyla tamam
Bugün yapılacaklar şundan başlamalı, şunu çağırmalı / bugün de otur bee, gelene bakarsın
Öğle yemeğine çık buraya söylemeli, işler var / dolanarak yürüyüş yapayım yemekten çıkınca
Az kaldı, bitiyor yine hava karardı, gün bitti sanki / hava geç kararıyor artık, erken çıkmak yanılsaması güzel…
Toparlan çık evde yemek var mıydı? zaman kaybetmemeli, ne yapmalı bu akşam, ne yapmalı? hayır, onlarla buluşamam zaman yok, film? okuma? neyse, yolda düşün bunları…
Otobüs bekle yine kaçırdın, yak bi sigara, bitince gelsin.
Bekle kaçta evde olucam yaa? şu beklediğim yarım saatte bişeyler yapılırdı. gelmiyor, yak bi sigara daha...
Kentkartı bas
Aynı müzikleri dinle gürültü gibi geliyo valla, kapa gitsin
Aynı yüzleri izle ne yüzü yaa, kitabına dön, ay gözlerim kapanıyo, ne tatlı bastırdı uyk...
Aynı yollardan geç ha nerdeyim, durağı kaçırıcam, zaman kaybı olacak bak
Aynı durakta in suratım bombok görünüyo bence
Evden içeri salla anahtarları masaya
mutfakla salon arası dikildiğin yer koridordan tüm evin görüldüğü en merkezi nokta
şimdi ne yapmalı?
saat sekize geliyor çok geç, yine çok geç.. uyuyana kadar yaklaşık dört saatin var, düşün… seç bir şey…hayır iki şey birden olamaz, yetmez ki zaman… zaman yetmiyo ki hiç…Arkadaşlarla iyi ki görüşmedim bak, başka yapacak hiçbirşey kalmazdı eve dönünce…
Arka çaprazda mutfak yemek mi yapmalı, yaparsam anca bişeyler okuyabilirim azıcık… ı ııh..
Önünde salon televizyonda ne olabilir ki? o tartışma programı ne zamandı? Yok, tv'yi geç…
Oda ada… aman ne ada! Yazı yazsam, bişeyler? yok, yarın işyerinde belki zaman yaratılır ona… Film izlemeli film, kitabını da yolda okuyorsun zaten.
Karar aperatif bir şeyler ye, filme geç, bir film nerden baksan iki saat... onbir olur, yavaştan yatarsın… şu dergi de kaldı ya öyle… onu da yatarken okurum biraz. tamam.
Saati kur yine duymucam ya, olsun insan rahat ediyor…
Yatış yine yetmeyecek uyku. Şu boş zamanlarım her hafta 6 günden toplam 4 saat. eder 24 saat. Her hafta izin (izin! izinli olmak!) günüyle birlikte eder iki gün. Biri bütün, öbürü parçalı.. haftada sadece iki tam gün kendime ait zaman... düşünme.. düşünme.. n’olur düşünme.. uyu ...
* Theodor W. Adorno, “The Stars Down to Earth: The Los Angeles Astrology Column,” The Stars Down to Earth and other essays on the irrational in culture, ed. and introd. by Stephen Crook (London: Routledge, 1994): 71-72 (Çeviren: Hasan Ünal Nalbantoğlu)


