15.05.2008

GÜNDELİK NORMALLİK (dedikleri)

İŞ GÜNLERİ

“Püriten çalışma ahlâkının özdeyişlerinde sergilenen erdemin (Work while you work, play while you play / This is the way to be cheerful and gay), iktisadî amaçları meşrulaştırmak dışında fazlasıyla bulanık oluşuna dikkatleri çeker. Sahi, oyunsu niteliklerinden arıtılmış, kuru ve tekdüze bir çalışmanın kişi için değeri ne olabilir ki? Yaşamın ciddiyetinden yalıtıldığında kültür-eğlence endüstrisinin şablonlarınca kolayca belirlenebilen zevk ve hazların da, çoğu durumda aptallık sergilemeleri yanında, kişiyi zenginleştirme yönünde hiç bir anlamı yoktur. Gerçekte bu türden boş zaman dolduran eğlence faaliyetleri, bireyin çalışma saatleri sonunda tükenen işgücü pilini yeniden şarjlamaya yöneliktir.”*


uyan beş dakika daha, uyan artık, beş dakka d.. uyan!
yüzünü yıka yine aynı surat, gözaltlarım…akşam eve gelince direk yatıcam, uyku.. uyku..
kahvaltı yı sittiret, poğaça alırsın, otobüs kaçacak hadi!

Otobüs bekle yine kaçırdın, yak bi sigara, bitince gelsin, amin.
Bekle bi sigara daha, gelmeyen otobüslerin kansere yol açması
Kentkartı bas “bakiyeniz yetersiz!” ne zaman bitti bu? arka cebinde hazır ettiğin bozukluğu ver şoföre, geç.
Aynı müzikleri dinle yeni şarkılar keşfetmeli
Aynı yüzleri izle kimbilir hangi eller tutundu şu pas kokan tutunduğum yere? arkamdaki kim?ha neyse kadınmış... hah bundan sonra durak yok, şoför basar gider artık…
Aynı yollardan geç
deniz kıyısı yollardan gidilseydi keşke işe… işte yine yeşildere yorgun evler denizi… görülecek bir şey yok, her şey aynı, indir başını, okumaya devam…
Aynı durakta in
işe konsantre oldum mu? kaç adım var indikten sonra işkapısından geçmeye… mesai zaman henüz başlamadı bile: 00.00
Günaydın… günaydın naber… günaydın… günaydınlar başarıyla tamam
Bugün yapılacaklar şundan başlamalı, şunu çağırmalı / bugün de otur bee, gelene bakarsın
Öğle yemeğine çık
buraya söylemeli, işler var / dolanarak yürüyüş yapayım yemekten çıkınca
Az kaldı, bitiyor
yine hava karardı, gün bitti sanki / hava geç kararıyor artık, erken çıkmak yanılsaması güzel…
Toparlan çık
evde yemek var mıydı? zaman kaybetmemeli, ne yapmalı bu akşam, ne yapmalı? hayır, onlarla buluşamam zaman yok, film? okuma? neyse, yolda düşün bunları…
Otobüs bekle
yine kaçırdın, yak bi sigara, bitince gelsin.
Bekle kaçta evde olucam yaa? şu beklediğim yarım saatte bişeyler yapılırdı. gelmiyor, yak bi sigara daha...
Kentkartı bas öğlen arası doldurdum, bakiyem yeterli
Aynı müzikleri dinle gürültü gibi geliyo valla, kapa gitsin
Aynı yüzleri izle ne yüzü yaa, kitabına dön, ay gözlerim kapanıyo, ne tatlı bastırdı uyk...
Aynı yollardan geç
ha nerdeyim, durağı kaçırıcam, zaman kaybı olacak bak

Aynı durakta in
suratım bombok görünüyo bence

Evden içeri salla anahtarları masaya
mutfakla salon arası dikildiğin yer koridordan tüm evin görüldüğü en merkezi nokta

şimdi ne yapmalı?
saat sekize geliyor
çok geç, yine çok geç.. uyuyana kadar yaklaşık dört saatin var, düşün… seç bir şey…hayır iki şey birden olamaz, yetmez ki zaman… zaman yetmiyo ki hiç…Arkadaşlarla iyi ki görüşmedim bak, başka yapacak hiçbirşey kalmazdı eve dönünce…
Arka çaprazda mutfak yemek mi yapmalı, yaparsam anca bişeyler okuyabilirim azıcık… ı ııh..
Önünde salon
televizyonda ne olabilir ki? o tartışma programı ne zamandı? Yok, tv'yi geç…
Oda ada… aman ne ada! Yazı yazsam, bişeyler? yok, yarın işyerinde belki zaman yaratılır ona… Film izlemeli film, kitabını da yolda okuyorsun zaten.

Karar aperatif bir şeyler ye, filme geç, bir film nerden baksan iki saat... onbir olur, yavaştan yatarsın… şu dergi de kaldı ya öyle… onu da yatarken okurum biraz. tamam.
Saati kur yine duymucam ya, olsun insan rahat ediyor…
Yatış yine yetmeyecek uyku. Şu boş zamanlarım her hafta 6 günden toplam 4 saat. eder 24 saat. Her hafta izin (izin! izinli olmak!) günüyle birlikte eder iki gün. Biri bütün, öbürü parçalı.. haftada sadece iki tam gün kendime ait zaman... düşünme.. düşünme.. n’olur düşünme.. uyu ...

* Theodor W. Adorno, “The Stars Down to Earth: The Los Angeles Astrology Column,” The Stars Down to Earth and other essays on the irrational in culture, ed. and introd. by Stephen Crook (London: Routledge, 1994): 71-72 (Çeviren: Hasan Ünal Nalbantoğlu)


ASFALT DÜNYA, "Ormanlar Kralı"

Doğru dürüst televizyon izlemediğimden, hele müzik kanallarına hiç uğramadığımdan Türk müzik dünyasından habersiz hayatıma devam ediyorum.
Ben henüz bir iş sahibiyken, yani yakın bir zaman önce, işyerimin kantininde 37 ekran bir tv vardı. Sigara içilebilen tek yer olan kantinde bir sigara içimi sürede ister istemez ekranda oynayana gözüm takılırdı. Kimi zaman “sabah sabah seda sayan”a denk gelirdim, kimi zaman kral tv’ye... Bu kantin türü yerlere izlensin için değil de, daha çok “zengin dursun” diye konulan ve genellikle uyduruk marka olan tv'lerin çektiği kanallar da bir elin parmaklarını geçmez, onlar da cızırtılı, karıncalı olurlar.
Kantinde sigaramı tellendirirken, işte bu imkanla kral tv’ye bakar, zamane türk müziğinden uzak kalarak hayatıma devam etmemin ne kadar sağlıklı olduğunu tekrar tekrar müşahade etme fırsatı bulurdum. “Ah babam sağ olsaydı, köşede otursaydı” mesela… Akılda kalmaksa, kaldı yani! Bu türden acı tecrübeler nedeniyledir ki, klip kanallarına yanaşmak benim için pek kolay değildi.
Ben ne diyecektim, laf ne kadar dolandı…
Ve evet, geçenlerde mistik bir tesadüfle olacak, güzide bir beste, pek güzel bir güfte çalındı kulağıma bir müzik kanalında. Geçtim karşısına, klip de güzeldi.
Grup Asfalt Dünya imiş, izlediğim klip “Zaman” adlı şarkılarına aitti.
Netten bakındım daha fazla bilgi edinmek için; İstanbul’da yıllardır tanınan bir grupmuş, yıllar içinde müdavimleri de oluşmuş. "Zaman" adlı şarkıları yıllardır canlı performanslarında sadık dinleyicileri tarafından bilinir, hep bir ağızdan söylenirmiş. Albümleri neredeyse beş yıllık bir projeymiş ve nihayet hayata geçirilmiş.

Grubun web sitesi de gayet güzel ama keşke sitede grubun tarihi ve grup elemanları hakkında bir şeylere de yer verselermiş. Şarkılarında genel olarak, asfalttan bir dünyada yaşamanın trajedisini betimlerken, böylesi bir dünyanın olabildiğince kıyısında durmak istiyorlar, pek ortalarda görünmemeye çalışıyorlar diyedir belki, ne bileyim. Web sitelerindeki şehir denen beton yığınına çimenüstü çıplak ayak yukardan bakış görsel olarak çok etkileyici.

Ben özellikle “Sakın”, “Ormanlar Kralı” ve “Hiç” şarkılarını çok sevdim. Gerçi bazı şarkılarında -artık ilk albüm diye midir bilmem- müzikal açıdan piyasa işlere yakın durma düşüncesi sezilse de tüm şarkıların sözleri çok sağlam ve bence Asfalt Dünya, ticari kaygıdan kurtulduğunda isterse çok rahat bir şekilde konsept albüm bile kotarabilecek bir grup. “Ormanlar Kralı” gerçekten de çok iyi bir albüm. Tebrik ederiz. Araştırmalarım sonucunda grubun henüz İzmir'e gelmediğini de tespit ettim, kendilerini en kısa zamanda İzmir'e de bekleriz.

Asfalt Dünya

Ormanlar Kralı Şarkısı'ndan,
Düşünki orman bu / Asfalt çimenleri / Apartman ağaçlar ve baykuş lambalar / Uyur geceleri / Gündüz yaratıkları / Sabahı bekler timsah ve yılanları

Bu ormanda /puslu gecede / Demir atınla / Korkusuzca avlanıyorsun / Bana bakma / Ben bu kentin kralı mıyım, sevgilim?

02.04.2008


ipler kimin elindeydi... yoksa ip miydi ellerim
.....................................................................'98

31.03.2008

BEMBEYAZ

cemcoiz'e
türlü telaşlar şehrinin apartman sakini ve tik-tak davranışlı telaşe memurları, günü kazanmak için dökülüyorlardı her sabah yollara.
oysa gün kazanılacak bir şey değildi aslında. tuttukları yol da yol değildi. yol, varmayı içerirdi, varmak içindi; onlarsa her gün varmadan dönmek için çıkarlardı yollara. evlerinden çıkarlarken, huysuzevhayvanı yalnızlıklarını iteklerlerdi kapılarının ardına. sözüm ona günleri kazandıkça, daha da beslenip büyüyordu, semiriyordu hayvancıkları oysa.
telaşlı gözlerinde, soru işaretleri bir görünüp bir kayboluyordu. bir terslik vardı ya, acep ne?
hadi kıyafetler birdi, papuçlar bir. tatiller benzerdi, gelecek planları tek.
ya hiç kimselere dillendirilmemiş, ara ara can sıkıntısı yüzünden akla gelen o ütopik hayaller nasıl olup da birdi? hani şu "sahil kasabasına kaçıvermek" hayalleri yahu. bu birbirinden habersiz aynı hayalleri üreten akılların besini/besleyeni neydi? yoksa havada giderek artan o karbonmonoksit miydi herkeste aynı hayallere yol açan?

ya trajikti her gün tekrarlanan hayatın bu hali ya da gerçekten çok dramatikti. ama hiç komik değildi.

gitmek/bırakmak'ın anlamı, tıpkı kazanç gibi, yola çıkmak gibi farkedilemeden usulca değişmişti zihinlerde. sahil kasabası formuna girip/formüle edilip bir tür yatıştırıcı oluvermişti. ve esasında sahil kasabasına kaçıvermek hayallerinin bir oluşu da değildi inanılmaz olan...
asıl inanılmaz olan, bu haliyle bile hayatta iki kişi olup bir mutluluk çıkarabilmekti. evinde yalnızlık besleyenlerden,
yalnızlıklarını bile isteye besleyen -e çünkü başka seçenek yok-
bazı telaşsız memurların -yine de memurluk hayatın gerçeği-
iki olup bembeyaz bir mutluluğa varmaları. işte bu, çoktan umudu kesilen ama umutsuzca istenen bir şeydi. gözle görülse, kulakla duyulsa inanılacak şey değildi. halbuki herkeslerin en iyi yaptığı şeylerden biri inanmaktı. zaten inanmak da başka bir yatıştırıcıydı.

ama bembeyaz bir mutluluk?
yok yok, olacak şey değildi canım!
ve fakat...
...imkansız da değildi.

hehe...

18.03.2008

MİM: 55 sözcüğü geçmeyen öykü

KARNI SUYA DEĞMEMİŞ KAYIK

Denize ait birşeyi kıyıda yapıyorduk. Sağlam çatamazsak suya girdikten kısa bir süre sonra boğulacaktı, ama salına salına açılıp yüzebilirdi de… Denizin şartlarını gözönüne almalıydık onu çatarken... Denizin delirtici aynılığı, dalgalarının rutini, bakanı büyüleyen çarşaf gibi sakinliği... İçinde sakladıkları, değişmez katı kurallarıyla deniz...
Sudan nasıl koruyacaksın, ıslanmak kayığın doğasında var;
ama elyapımı değil mi, ıslanamadan eskimekte…




55 sözcüğü geçmeyen öykü mimini, Bal Sultan'a, Buzlucam'a, Damla Tezel' e, butterflyeyes' a pasladım, buyrun bakalım!